jump to navigation

Yukarıda neler oluyor? – Ağustos 2012 Ağustos 11, 2012

Posted by yukaribak in Uncategorized.
Tags: , , , , ,
add a comment

Screen Shot 2012-08-11 at 23.07.35

Şu sıralar gökyüzünde en önemlisinden neler oluyor diye merak edenler varsa, şu kısacık bilgilerden faydalanabilir:

1. Perseid göktaşı yağmuru: Her sene yılın bu zamanlarına denk gelen Perseid göktaşı yağmuruna yakalanmak isteyenlerin, özellikle 12 Ağustos Pazar gecesi kafasını yukarı kaldırmaları lazım. Aslında Temmuz ortasında başlamış olan Perseid için tepe noktası, bu bahsettiğimiz gün. Swift-Tuttle kuyruklu yıldızının kalıntıları arasından geçişimizin kutlaması olan kayan yıldız gösterisi, yüzünüzü kuzeye döndürürseniz size daha yakın olacaktır.

2. Gece yarısından önce gökyüzünde Satürn ve Mars’ı çıplak gözle görebiliyoruz. Güney batı tarafında ufkun biraz üstüne bakarsanız, net bir üçgen göreceksiniz. Üst noktası Satürn, sol altı Spica yıldızı ve sağ alt noktası ise Mars tarafından oluşturuluyor bu üçgenin. Haberiniz olsun.

3. Biraz daha gezegen göreyim derseniz sabaha doğru dört gibi ayakta olmanız lazım. O zaman doğuya dönün ve aşağıda ışıl ışıl parlayan Venüs’ü ve biraz daha üst sağ tarafında ondan biraz daha güçsüz parlasa da çok dikkat çeken Jüpiter’i izleyin.

4. Tabii ki Mars’a inmiş olan gözlem aracı Curiosity var bir de. Ona iyi gezintiler. Bize güzel fotoğraflar ve videolar göndersin. Onu seviyoruz, şahane twit’lerini takip ediyoruz.

Ay’ın küskün tarafı Ocak 23, 2012

Posted by yukaribak in Uncategorized.
add a comment

“Ay’ın karanlık yüzü” diye bir söyleyiş vardır bilirsiniz. Sadece astronomiyle ilgili olarak değil, gizli kalmış kimi olayların bahsini etmek için günlük konuşmada dahi metafor olarak kullanılır. Biz tabii ki gerçek anlamıyla ele alacağız durumu.

Ay‘ın sadece bir yüzünü görürüz dikkat ettiyseniz. Sözünü ettiğimiz bölüm bize görünmez, evet, ama bu her daim karanlık olduğu anlamına da gelmez. Yaygın kullanım sizi yanıltmasın. Elbette zaman zaman orası da aydınlanır, biz göremesek de. Dolayısıyla bu ifade insanoğlunun kendini kafasında ne kadar büyüttüğü ile ilgili bir ipucu da olabilir ama bu başka mesela tabii.

Dünya ve uydusu Ay, birbirlerine kütle çekimleri itibariyle bağlıdırlar. Önceleri Ay daha hızlı ilerliyordu. Zaman içinde Ay’ın Dünya etrafındaki yörüngesinde bir tur ilerleme süresi ile kendi çevresinde dönüş süresi birbirine eşit hale geldi. Bu eşitlik nedeniyle bizim o “karanlık” diye nitelediğimiz bölümü görme şansımız olamıyor. Oysa orada ne şenlikli, ne soluk kesici atraksiyonlar oluyordur kim bilir!

Kutsal bilgi kaynağımızın da belirttiği üzere, “Ay’ın öteki yüzü” olarak nitelememiz gereken kısım ayda bir kere yeniay safhasında Ay’ın bize göre görünen tarafı olur. Bu bizim açımızdan gizemli bölge, ilk kez 1959’da Sovyet aracı Luna 3 tarafından fotoğraflanmıştır. Ay’ın öteki yüzünde, her zaman gördüğümüz yüzünde olduğu gibi geniş düzlükler bulunmaz; ki bunlara Ay denizi (Lunar mare) dendiğini de ekleyelim.

NOT: Görsel için kaynak

Samanyolu ve biz Ağustos 29, 2011

Posted by yukaribak in Uncategorized.
add a comment

Samanyolu, İngilizcede Milky Way (Süt Yolu) olarak geçer. Bu gariplik tabii ki Yunan mitolojisinden alır kaynağını; Zeus, oğlu Herakles’i sütünü içip ölümsüz olsun diye Hera’nın göğsüne koyuyor da, Hera durumu fark edip bebeği itince süt göğe fışkırıyor da… Neyse, olayın bu kısmı bizi ilgilendirmiyor. Şu anki meselemiz, Samanyolu nasıl bir şeydir ve de bizim garip Yerküremiz onun neresine denk düşer? Daha da önemlisi, pozisyon nasıldır ki biz onu net bir şekilde görebiliyoruz?

Evet, ışıksız gecelerde başımızı yukarı kaldırdığımızda püskürtülmüş bir yıldız şeridi olarak görünen oluşum, Samanyolu. Kendisi bir sarmal galaksi. Yani bir helezon şeklinde. İçinde en az 200 milyar yıldız bulunuyor ve merkezinde bir kara delik var. Bizim Güneş Sistemi, Samanyolu’nun merkezinden 26 bin ışık yılı uzakta ve galaksinin çeşitli kollarından biri olan Avcı Kolu‘nun (Orion Arm) üzerinde. Biz Samanyolu’nun merkezinden dış çeperine doğru üçte ikilik bir kısma doğru düşüyoruz. Yani bizim gökyüzünde gördüğümüz hat, aslında Samanyolu’nun eni şeklinde bir kesit. Şurada bu durum basit haliyle gösterilmiş. İçinde olduğumuz bir yapının tamamını doğal olarak görebilmemiz mümkün değil.

(daha&helliip;)

Temmuz ayında gezegenlerin hali Temmuz 12, 2011

Posted by yukaribak in Uncategorized.
add a comment

Özellikle yaz ayları geldiğinde yukarılarda olanları daha iyi görebileceğini bilip biraz heyecananlar, aylık gökyüzü takvimlerine ilgi duyabilir. İçinde olduğumuz ayda özellikle hangi gezegenleri görebileceğinize dair merakınız varsa buyrun.

Konuya dair merakı olanlar için, ODTÜ Amatör Astronomi Topluluğu‘nun Gökyüzü Bülteni‘ni öneririm. Orada gayet detaylı ve açıklayıcı bilgi bulabilirsiniz. Burada, kısa bir özet vermek istedim sadece.

Merkür: Çıplak gözle görülmesi en zor gezegenlerden biri olan Merkür’ün Güneş ile arasındaki uzaklık artıyor. Bu nedenle gezegeni çok kısa bir süreliğine sadece gün batımı sırasında gözlemleyebilirsiniz.

Venüs: Güneş ile uzanımı azalan Venüs için bu yaz uygun gözlem zamanı sayılmaz. Kış aylarına kadar Venüs ile samimiyetimiz azalıyor.

Mars: Güneş ile uzanımı artan Mars’ı çıplak gözle görmek için başınızı gün doğmadan önce batı ufkuna çevirmeniz gerek.

(daha&helliip;)

Ne havalı adın var Andromeda Mart 11, 2011

Posted by yukaribak in Uncategorized.
add a comment

Daha önce galaksiler hakkında bilgi vermiş ve Andromeda Galaksisi‘ne bir cümle ile değinmiştik. Adını sıkça duyduğumuz bir gök cismi topluluğu olduğu için hakkında biraz daha detaya girmekten geri durmadık.

Messier 31, M31 ve NGC 224 teknik isimlerine de sahip olan Andromeda Galaksisi, Andromeda Takımyıldızı içinde görünen bir sarmal (spiral) galaksidir. 1 trilyon yıldızı içinde barındıran galaksi, bizim sistemimizin içinde bulunduğu Samanyolu Galaksisi‘nden 2.2 milyon ışık yılı uzaklıktadır. Çıplak göz ile Yerküre’den görünen en uzak gök cismidir. Kişisel deneyim sonucu belirtebilirim ki, açık bir gecede, bir dürbün ile dahi görülebilir. Bizim bakış açımıza göre dik olmadığı için, elips biçiminde göründüğünü ekleyelim. Elbette çok net bir görüntü beklememelisiniz, bulutu andıran bir şekil olacak karşınızda.

Güneş’ten 24 kadir daha parlak olan Andromeda, Samanyolu’ndakinden çok daha fazla Güneş gücünde yıldız içermektedir. Sarmal yapısı bakımından ise Samanyolu ile benzerlik gösterir. Yapılan son çalışmalar sonucu ortaya atılan çift çekirdekli olma durumu tam bir netlik kazanmamıştır. Yakın tarihli çalışmaların sonucu olarak ise Andromeda’nın 5 – 9 milyar yıl önce iki küçük galaksinin çarpışması ile oluştuğu açıklanmıştır. Merkezinde yüksek kütleli bir kara delik olduğu da bilinen özelliklerindendir. Uydu galaksileri ile bilgiyi de buradan alabilirsiniz.

(daha&helliip;)

Kuiper Kuşağı ne ola ki? Ocak 18, 2011

Posted by yukaribak in Uncategorized.
add a comment

Bir önceki yazıda bahsini edeceğimi söylediğim Kuiper Kuşağı, Neptün’ün yörüngesinden, Güneş’ten 55 AU (149,6 milyon km; yani Dünya’nın merkezi ile Güneş’in merkezi arasındaki mesafe) uzaklığa kadarlık bir alanı kapsayan, içinde Plüton ve ötesindeki gezegenimsi cisimlerin yer aldığı soğuk alandır. Tam adı Edgeworth-Kuiper Kuşağı’dır.  Çapı en az 100 km olan en az 70.000 gök cismini barındıran kuşakta 400 gezegensi göktaşı da bulunmaktadır. Bu bölgeye kadar var olan kaya yoğunluğu burda aniden azaldığı için, “Kuiper Uçurumu” olarak da adlandırılan kuşak hakkında var olan bilgiler hala kısıtlıdır. Henüz bu bölgeye kadar herhangi bir uzay aracı gönderilebilmiş değildir. NASA’nın New Horizons ismini verdiği aracın Plüton’a 2015 yılında varması planlanmıştır. Araç, Plüton’dan sonra bir iki Kuiper Kuşağı cismini daha araştıracak şekilde planlanmıştır.

(daha&helliip;)

Plüton’un günahı ne? Aralık 17, 2010

Posted by yukaribak in Uncategorized.
add a comment

İlkokuldan beri beynimize sokulup durulan bir bilgiydi Güneş sisteminde 9 gezegen olduğu. Sonra ne olduysa oldu, zavallı Plüton son sırada yer aldığı gezegen listesinden çıkartıldı. Bunun gerçekleşmesinin üzerinden 3 seneden fazla zaman geçti ama hala durumdan haberi olmayanlara rastlanıyor. Vaziyetiniz bu olmasa bile gezegen sayımızın 8’e inmesine ne sebep oldu, merak ediyor olabilirsiniz.

Aslında değerlendirmeye bakacak olursak Plüton’un başlangıçta gezegen olarak kabul edilmesi hataydı. Güneş sistemindeki en küçük gezegen olarak bilinen Plüton, bir cüce gezegen. Cüce gezegenler de Güneş’in etrafındaki bir yörüngede ilerlerler, küre şeklini koruyacak bir kütle çekim gücüne sahiptirler, bir uydu değildirler, (hatta Plüton kendi uydularının sahibidir) ama bunlara rağmen, kendi yörüngeleri çevresinde kendi bağımsız ekosistemlerini kuramadıkları için gezegen sayılmazlar. Plüton’un da bu çerçevede gezegen statüsüne uygun görülmediğine karar verilmiştir. Şunu da ekleyelim, Plüton Güneş sistemindeki ikinci büyük cüce gezegen. İlki, 2005 yılında tanımlanan Eris.

(daha&helliip;)

Güneş Sistemi ders kitaplarındaki gibi mi? Ekim 22, 2010

Posted by yukaribak in Uncategorized.
add a comment

Pek çok kişinin Güneş Sistemi ile ilk karşılaşması herhalde ilk okul kitaplarında olmuştu. Malum eskiden internet yokken her bilgi elimizin altında değildi. Durum böyle olduğundan olacak, aklımıza kazınan görüntü Güneş ve sekiz gezegenin (ki o da eski bilgilere göre dokuzdu, buna da sonraki yazımızda değinelim en iyisi) gerçek orantılarını yansıtmaktan uzaktır.

Gezegenleri doğru orantılarıyla ve Güneş’e olan gerçek uzaklıklarıyla kağıt üzerine yansıtabilmek pek de mümkün değildir aslında. Bunu doğru bir şekilde yapabilmek için çok büyük alanlara ihtiyaç vardır. Örneğin Sweden Solar System (İsveç Güneş Sistemi) isimli proje, dünyanın en büyük Güneş Sistemi modelidir ve tam da bahsettiğimiz konuya belki de en gerçekçi yaklaşımı getirir. İsveç sınırları içine serpiştirilmiş Güneş ve gezegenler, gerçeğe yakın orantılardaki büyüklük ve birbirine uzaklıkları ile insana daha iyi fikir verebilir. Bu model içinde Güneş başkent Stokholm’de bulunurken, gezegenler diğer şehirlere serpiştirilmiş durumdadır. Büyüklükleri de doğru şekilde yansıtılmıştır: Merkür 25 cm, Venüs 62 cm,  Jüpiter 7,3 mt örneğin. Oran: 1:20 milyon. Etkileyici, değil mi?

(daha&helliip;)

Kara delik bilinmezi Ekim 9, 2010

Posted by yukaribak in Uncategorized.
add a comment

Kara delik, mecazi olarak sık kullanılan ancak gerçek anlamı çok net bilinemeyen bir kozmik cisim. Uzayın, civarındaki hiçbir maddeyi bünyesinden kaçırmayacak derecede güçlü bir çekime sahip olan gizemli elemanı. “Kara” olmasının nedeni ise basit: Işık yaymaması. Zira kendisi o kadar güçlüdür ki, ışığı bile yutar. Hal böyle olunca, bir “madde” olarak anlaşılıp kabul görmesi zaman almıştır. Ancak bugün, kara deliğin bir cisim halinde var olduğu ispatlanmış durumdadır.

Bir teleskopla görülmesi mümkün olmayan, varlığı ancak çevresinde meydana getirdiği değişiklikler vasıtasıyla anlaşılan kara delik, standart göstergelerle tanımlanamaz. Uzayın devasa üyeleri ile kıyaslandığında genellikle ciddiye bile alınmayacak küçüklükte olan bu cisimlerin taşıdığı sonsuz güç, bilinmezlerinin fazlalığıyla da birleşince onu bir fantezi unsuru haline getirmiştir zaten. Yine de teknolojik gelişmeler ve artan gözlem fırsatları sonucunda kara deliklerin varlığı ve özellikleri netleşmeye başlamıştır. Şöyle diyebiliriz: Kara delik tabir edilen cisim, kabaca, ciddi bir içe çökmenin sonucunda oluşur. Buna yıldızları konu aldığımız yazıda değinmiştik. Yıldızlarla bağlantılı olarak kara delik oluşumuna dair şurada aydınlatıcı görseller ve yazılar bulabilirsiniz.

(daha&helliip;)

Yıldızın parlasın! Eylül 30, 2010

Posted by yukaribak in Uncategorized.
add a comment

Güneş bir yıldızdır. Üstelik sıradan bir yıldızdır, öyle çok büyük ya da çok parlak filan değildir. Mütevazıdır ama bizim sistemimizin merkezindedir ve hayatımızın kaynağıdır. Küçümseyecek halimiz yok. Sadece yıldız denen cismin ne kadar devasa bir enerji kaynağı olabileceğini belirtmek için bir girişti bu.

Yıldız, uzayın herhangi bir yerinde bulunan moleküler bulutların içinde doğar. Bu bulutların içinde ağırlıklı olarak hidrojen ve helyum bulunur. Bu gaz kümesi, kendi çevresinde döner ve bundan kaynaklanan çekim dolayısıyla etrafındaki bazı gaz kütlelerini de içine alır. Bu süreç, gaz kümesinin içe doğru çökmesiyle son bulur. Artık bir ısınma ve parlama işlemi başlamıştır. Dev çekim enerjisi nedeniyle de gaz kümesi artık bir küre haline dönüşmüştür.

Küremizi oluşturan elementler kendi aralarında kimyasal tepkimelere girerler ve dönüşürler. Bu arada da hatırı sayılır bir enerji yayarlar. İşte bu da yıldızın dışarı yaydığı ışık ve ısının sebebidir.

(daha&helliip;)